Nebil Özgentürk ile Memleket, Sanat, Hayat: Tanıklıklar söyleşimiz üzerine;
Sevgili NEVADER üyeleri ve dostları,
Geleneksel olarak etkinliklerimizin ardından kaleme aldığımız yazılar, bizim için yalnızca bir özet değil, aynı zamanda etkinlik ve konukla vedalaşmanın da bir yolu. 25 Mayıs 2025’te gerçekleşen Nebil Özgentürk buluşmasının üzerinden epey zaman geçtiğini biliyoruz. Fakat Nebil Bey’in bizde bıraktığı izlenim o kadar güçlü ve hoştu ki, doğrusu bu etkiyi hemen geride bırakmak istemedik. Şimdi, güz dönemi etkinliklerimiz başlamadan önce, bu buluşmayı anmak ve sizinle paylaşmak istiyoruz.
Etkinlik, Sedat Yurtsever’in NEVADER üzerine yaptığı kısa bir bilgilendirmeden sonra Nebil Özgentürk’ün hazırladığı “Nazım Hikmet: Memleket Hasreti ve Özgürlük” adlı belgeselle başladı. Katılımcılar, Nazım Hikmet’in çocukluğundan Kurtuluş Savaşı yıllarına, Moskova günlerinden cezaevi yıllarına, memleket hasretinden dünya çapında tanınan bir şair oluşuna uzanan hayat öyküsüne tanıklık ettiler. Belgesel, Nazım’ın hem memleket sevgisini hem de özgürlük ve barış mücadelesini yansıtarak, onun dizelerindeki umudu, aşkı ve direnci bir kez daha hatırlattı.
Ardından gelen söyleşi bölümünde Nebil Özgentürk, yıllar boyunca hazırladığı belgesellerin perde arkasından kesitler sundu. Aziz Nesin’den Türkan Şoray’a, Yaşar Kemal’den Can Yücel’e uzanan geniş bir yelpazede, Türkiye’nin kültür ve sanat hayatında derin izler bırakmış isimlerin bilinmeyen yönlerini, ilginç anekdotlarını ve dönemin toplumsal atmosferini kendi tanıklıklarıyla aktardı. Bu anlatılar, Türkiye’nin yakın tarihini yalnızca siyasi olaylar üzerinden değil, insan hikayeleriyle de kavramamıza olanak sağladı.
Nebil Özgentürk, belgeselciliğin yalnızca görüntü ve sesleri bir araya getirmekten ibaret olmadığını, toplumsal hafızayı canlı tutmanın ve unutulmaya yüz tutmuş hayatlara ışık tutmanın bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Yaşar Kemal ve Tilda Kemal ilişkisine dair anıları ve Tilda Hanım’ın vasiyeti üzerinden, belgeselcinin yalnızca bilgi derleyen değil, insana saygıyı önceleyen bir tanık olması gerektiğini anlattı. Sanatçıları zaaflarıyla değil, ürettikleri ve topluma kattıklarıyla anmanın önemini dile getirirken, sinema dünyasından aktardığı örnekler de büyük ilgi gördü. Özellikle Selvi Boylum Al Yazmalım filminin final sahnesiyle ilgili set tartışmasını ve filmin senaristi Ali Özgentürk’ün emeğin ve alın terinin değerini savunmadan bu film tamamlanmış olmaz diyerek gösterdiği direnci anlatması bize etkileyici bir kesit sundu.
Söyleşide ayrıca yayıncılık dünyasındaki güç ilişkileri de konuşuldu. Neşet Ertaş’ı tanımayan bir yönetici örneği hafızamızın nasıl zayıfladığını gösterirken, Sabahattin Ali’nin katledildiği yere kızı Filiz Ali ile yaptığı ziyaretini toplumsal hafızayı diri tutma sorumluluğunun sembolü olarak paylaştı. Söyleşimiz Nazım’ın izinden ilerleyerek etik belgeselcilik, kültür tarihi ve hafıza siyaseti üzerine zengin bir sohbete dönüştü.
Etkinlik dışında Nebil Özgentürk’le Zürih’te geçirdiğimiz zaman da bizim için çok keyifliydi. Einstein’ın hikayesinin peşinden dolaştığımız sokaklar, şehrin kültürel dokusuna dair paylaştığımız sohbetler, bu buluşmaya ayrı bir sıcaklık kattı.
Etkinliğimize 50 kadar kişi katıldı. Toplam 1764 CHF gelir elde edilirken, giderler 1169 CHF oldu. Geriye kalan 595 CHF ise bağış olarak Nesin Vakfı’na iletildi. Katkıları ve içten paylaşımları için Nebil Özgentürk’e, katılan, dinleyen ve NEVADER’in dayanışmasına ortak olan herkese yürekten teşekkür ederiz.
Sevgilerimizle,
NEVADER YK




