Prof. Dr. Fatmagül Berktay etkinliği üzerine
Sevgili NEVADER üyeleri ve dostları,
2 Kasım Pazar günü gerçekleşen “Esen Rüzgara Göre savrulmamak için Düşünmeyi Seçmek” başlıklı etkinliğimizde Prof. Dr. Fatmagül Berktay’ı ağırladık.
Fatmagül Hoca sunumuna, Hannah Arendt’in felsefesinin güncelliğini, Arendt’in “karanlık zamanlar”da yaşamış olması ve bizim de bugün benzer biçimde karanlık ve belirsizliklerle dolu bir dönemden geçiyor olmamızla açıklayarak başladı. Bu paralellik üzerinden, “bu durumun nasıl üstesinden gelebiliriz?” sorusunun, kendisinin düşünme konusuna yönelmesinin temel çıkış noktalarından biri olduğunu belirtti. Böylece sunum daha baştan bugünün siyasal ve toplumsal gerçekliğine doğrudan dokunan bir çerçeve kazandı.
Hoca, Arendt’te “düşünme” kavramının akıl yürütmeden ya da soyut tefekkürden farklı bir anlam taşıdığını özellikle vurguladı. Arendt’e göre düşünme, izole bir zihin etkinliğinden çok aşkalarıyla etkileşim içinde, diyalog halinde gerçekleşen bir süreçtir. Dolayısıyla düşünmek, aklın kendiliğinden işleyen, otomatik bir faaliyeti değil, seçilmesi, iradi olarak tercih edilmesi gereken bir edimdir. Hoca bu noktada, düşünmenin sorumluluk gerektiren bir insanlık koşulu
olduğunu, düşünmemeyi tercih etmenin ise ahlaki sonuçları olan bir tutum haline geldiğini ortaya koydu.
Kant’tan Bookchin’e, oradan Leonard Cohen’e uzanan referanslarla devam eden Fatmagül Hoca, Arendt’in her insanın düşünme yetisine sahip olduğunu belirtip, bu yetiyi kullanmayı reddetmeyi “ahmaklık” olarak adlandırdığını ifade etti.Buradaki “ahmaklık”, zeka eksikliğinden değil, düşünmeyi bilinçli olarak reddetmekten, eleştirel bakışı terk etmekten kaynaklanmaktadır.
Sunumun en çarpıcı vurgularından biri, “ahmaklık” halinin yalnızca eğitimsiz görülen kesimlere özgü olmadığı, aksine bilim insanlarında, akademisyenlerde ve toplumun “elit” kabul edilen tabakalarında çok daha tehlikeli biçimde ortaya çıkabileceği tespitiydi. Hoca, zeki ve bilgili sayılan insanların da çok büyük yanlışlara imza atabileceğini, zekanın feci hatalar yapmaktan korumadığını vurguladı. Arendt için düşünmek ve anlamaya çalışmak, insan olmanın vazgeçilmez koşullarından biridir; donmuş kalıpların, yerleşik klişelerin, ezberlenmiş bilgilerin ve önyargıların aşılmasının tek yolu da budur. Bu yüzden düşünme bizi totaliter ve ideolojik indoktrinasyondan da korur.
Bu bağlamda Hoca, mutlak hakikat iddiasının taşıdığı totaliter potansiyele dikkat çekti. Mutlak hakikat iddiasındaki her söylemin, farklılıkları bastırmaya ve itirazları susturmaya eğilimli olduğunu, totalitarizmin de tam olarak, yaptıkları üzerine düşünmeyen, sorgulamayan, konformist bireyler sayesinde ayakta kalabildiğini ifade etti. Adolf Eichmann örneği bu noktada merkezi bir yer tuttu: Eichmann, organize ettiği kötülüğün büyüklüğüne rağmen düşünmeyi reddeden, bürokratik görevini sorgusuz yerine getiren bir “ahmak” olarak sunuldu. Bu örnek, kötülüğün sıradanlığıyla birlikte, düşünmemenin nelere yol açabileceğini somut biçimde görünür kıldı.
Bu karanlık tablonun karşısında sunum, umudu tamamen dışlamayan bir çıkış yolu da gösterdi. Arendt ve Fatmagül Hoca’ya göre, bu durumdan çıkış, düşünme ve yargılama yetisini kullanabilen bireylerin kamusal tartışma yoluyla üretecekleri çözümlere dayanabilir. Zorlukların üstesinden gelmek için önce olguların dikkatle gözlemlenmesi, bu olgulara dayanan ve herkesi ilgilendiren doğru soruların sorulması gerektiğini ve bu sorular etrafında bir araya gelip birlikte hareket etmenin, yani eylemde bulunmanın önemini vurguladı.
Sunumun ikinci bölümü, katılımcıların Fatmagül Hoca’nın çağrısına uyarak derin düşüncelere dalmaları ve bunun üzerine Hoca’nın anlattığı esprili bir anekdotla başladı. Sorulan sorularla sunumun içeriği daha da netleşti, bazı kavramlar somut örneklerle yeniden açıldı.
Özellikle bir soru üzerine Hoca, düşünmenin eğitimle doğrudan bir ilişkisi olmadığını yeniden vurguladı. Akademik eğitimin tek başına düşünmeyi garanti etmediğini, hatta kimi eğitimli insanların da rahatlıkla “ahmaklık” haline düşebileceğini vurguladı. Böylece, düşünmenin diploma ya da ünvanla değil, bireyin kendi kendisiyle ve başkalarıyla sürdürebildiği canlı bir iç diyalogla, cesaretle ve sorumlulukla ilgili olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Genel olarak değerlendirildiğinde, Fatmagül Hoca’nın sunumu Hannah Arendt’in düşünme kavramını günümüzün siyasal ve toplumsal krizleriyle ilişkilendirerek hem kavramsal açıdan derin, hem de güncel açıdan son derece anlamlı bir çerçeve sundu. Düşünmeyi ahlaki ve politik bir zorunluluk olarak yeniden hatırlatması, totaliter eğilimlere karşı çoğulluğu, yargı yetisini ve kamusal tartışmayı öne çıkarması, sunumu hem düşündürücü hem de ufuk açıcı kıldı. Bu yönüyle sunum, Arendt’in karanlık zamanlara dair teşhislerinin bugün de geçerliliğini koruduğunu ve bu karanlıktan çıkışın hala birlikte düşünmekten geçtiğini etkileyici biçimde gösterdi.
Toplam 842 CHF gelir elde edilirken giderlerimiz 606 CHF oldu. Geriye kalan 236 CHF, Nesin Vakfı’na gönderilmek üzere ayrıldı. Bizimle ve dolayısıyla Nesin Vakfıyla dayanışma amacıyla Zürih’e gelen Fatmagül Berktay’a ve etkinliğe katkıda bulunan herkese NEVADER adına yürekten teşekkür ederiz.
Sevgilerimizle,
NEVADER Yönetim Kurulu


