Ezgi ve Ariane ile Müzik Dinletisi Üzerine;
Sevgili NEVADER üyeleri ve dostları,
Geçtiğimiz Pazar günü Ezgi Gürbüz (keman) ve Ariane Galigné (viyolonsel) tarafından gerçekleştirilen etkileyici bir dinletiyle müziksever NEVADER dostlarıyla bir araya geldik. Bu buluşma, sadece bir müzik performansı değil, aynı zamanda müzik ve müzik eğitimi üzerine hoş ve bilgilendirici bir sohbeti de beraberinde getirdi.
Ezgi ve Ariane’nin sahneye yansıttıkları müzik duygu dolu bir yolculuğa dönüştü. Ezgi’nin kemanından yükselen notalar, ince ve zarif bir şekilde ruhlara dokunurken, Ariane’nin viyolonselinin derin ve sıcak sesi müziğe büyük bir zenginlik kattı. Klasik repertuarın önemli eserlerine hayat verirken, bir yandan da dinleyicilerle duygu dolu bir bağ kurmayı başardılar. Ezgi ve Ariane’nin beraber müzik yaparken sergiledikleri uyum ve hassasiyet, sadece teknik bir ustalığı değil, gerçekten kalpten gelen bir paylaşımın güzelliğini de gözler önüne serdi.
Ezgi, dinleti öncesi ve sonrasında müzisyenlerin çalışma düzeni, müzikal profesyonellik ve müzik eğitiminin hayatımızdaki yeri hakkında önemli noktalara değindi. Özellikle, bir müzisyenin günlük çalışma rutinine dair soruların sıkça sorulduğunu belirtti. Ezgi’ye göre, enstrümanla fiziksel olarak geçirilen günlük 6-7 saatlik çalışma çok önemli bir temel oluşturuyor. Ancak bu, müzikal gelişimin sadece görünen kısmı; zihinsel çalışma ve müziği kafada analiz etme süreciyle birlikte, müziğe ayrılan süre günde 8-9 saati bulabiliyor. Ezgi aynı zamanda insanların sıkça sorduğu “Gerçek işiniz bu mu? Paranızı müzikten mi kazanıyorsunuz?” sorularına da değindi. Müzikten para kazanan herkesin profesyonel müzisyen olduğunu belirterek, konservatuar eğitiminin sadece klasik müzik yapmak ya da orkestralarda çalışmak isteyenler için önemli olduğunu ifade etti. Müzik dünyasındaki elitist bakış açısı, sadece konservatuar mezunlarının gerçek müzisyen olarak kabul edilmesini sağlayan yanılgının rahatsız edici olduğunu da vurguladı. Müzik alanındaki profesyonellik, sadece diplomayla değil, verilen emek ve müzikten kazanılan gelirle tanımlanır.
Ezgi, profesyonel müzisyenlikte iş imkanlarından da bahsetti. Orkestralarda çalışmak için zorlu sınavlara girmenin gerekliliğini, bu sınavlarda rekabetin çok yoğun olduğunu anlattı. Örneğin, İsviçre gibi ülkelerde birkaç kişilik kadrolar için yüzlerce başvuru yapılıyor ve bu süreçte iki ya da üç kişi seçilirken, diğer adaylar çok zorlu bir rekabetin içinde kalıyor. Ancak bu durumun alternatif yollarla desteklenebileceğini de belirtti. Müzik okullarında ya da konservatuarlarda ders vermek, oda müziği toplulukları kurmak ve festivallere katılmak gibi alanlar, profesyonel müzisyenler için farklı fırsatlar sunuyor. Pedagojik bir master yaparak devlet okullarında müzik öğretmeni olmak da müzisyenler için bir diğer mesleki alan olarak öne çıkıyor. Ezgi, bu farklı alanların, bir müzisyenin kendi hedeflerine göre şekillendirilebileceğini belirtti.
Ezgi, müzik yapmanın sadece notaları çalmak olmadığını, kişisel yorum katmanın ve dinlediğiniz eserleri analiz etmenin müzikal gelişim için ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Bir eserin sadece çalınmaması, aynı zamanda yorumlanması ve kişisel bir dokunuş katılmasının o müziğin anlamını derinleştirdiğini ifade etti. Ayrıca müziğin tarih öncesi dönemlerden beri iletişim için kullanılan güçlü bir araç olduğundan bahsetti.
Dinletinin sürpriz anlarından biri, Ezgi’nin piyanonun başına geçerek bir Türkü seslendirmesi oldu. Bu an, salondaki herkese bambaşka bir duygu kattı, müzikteki çeşitliliği ve zenginliği bir kez daha gözler önüne serdi.
Bir başka güzel sürpriz ise genç NEVADER’li Deniz’in piyanoda sergilediği performanstı. Salonda oluşan atmosfer, bu genç yeteneğin getirdiği taze enerjiyi ve umut dolu geleceğini destekler nitelikteydi.
Soru-cevap kısmında ise Ezgi, salondan gelen sorulara tüm samimiyetiyle cevaplar verdi. Bir dinleyicinin “Profesyonel müzisyenlerin düzenli bir hayatı oluyor mu?” sorusuna, çok nadir de olsa bunun zor olduğunu söyledi. Ülkeden ülkeye sürekli seyahat etmenin yorucu olduğunu belirtti. Ancak düzenli bir hayat isteyenler için orkestra çalışması ya da müzik öğretmenliğinin iyi bir alternatif olduğunu ekledi. Müzik öğretmenliğini seçenler için işsizlik riski olmadığını, bu alanda açık bulunduğunu ve formasyon eğitimi alırken bile birçok kişinin iş bulduğunu ifade etti.
Bir başka soru, iyi müzik ve kötü müzik ayrımı hakkında geldi. Ezgi, hiçbir müziğin kötü olmadığını, bunun kişisel zevklerle alakalı bir durum olduğunu belirtti. Özellikle pop, rock ve rap müzikten keyif aldığını, ancak moral bozucu ve ağlak müzikleri dinlemeyi tercih etmediğini dile getirdi. Arabesk müzik hakkında da aynı düşüncede olduğunu, fakat bir insanın arabesk dinlemesinin de doğru ya da yanlış olarak nitelendirilemeyeceğini vurguladı. Bu açık görüşlü ve samimi cevaplar, salondaki dinleyicilerin büyük ilgisini ve takdirini kazandı.
Sonrasında geleneksel aperomuz sırasında muhabbet keyifle devam etti. Ariane programının yoğunluğundan dolayı erken çıkmak zorunda olduğu için aperoya katılamadı. NEVADER dostları, Ezgi ile sohbet etme fırsatı bulurken, bu güzel öğleden sonrasının etkilerini uzun süre hissettik.
Enstrümanlarıyla birlikte Lozan’dan gelen Ezgi ve Ariane’ye bu unutulmaz katkıları için gönülden teşekkür ederiz.
Gelecek etkinliklerde yeniden buluşmak dileğiyle,
Sevgilerle,
NEVADER YK






